30 Mart 2010 Salı

Stockholmmässan Bygginddustri och miljöteknik-förskning, instrumentation ve Fuarda Türk firması direktörü Sayın EREN ile söyleşi; On altıncı yazı

Dört gün süren Yapı Endüstrisi Fuarı, son dönem izlediğimiz öteki fuarlar gibi pek çok açıdan konuşulmaya değer yoğun etkinlikler geride kaldı.

İzlenimler ise taze ve canlı. Bu fuarın genel karakterine ve boyutlarına daha sonra değineceğim. Bugünü bir rastlantı ile açıyorum. Bot fuarında olduğu gibi bu kez yine rastlantı!

Şaşırtıcı bir durum.. Saat 17:00 A Salonu! Sondan önceki, üçüncü gün. Akşam ağırlığı değil. Altı saattir fotoğraf çekiyor, çalışıyoruz yorgunuz, eve dönmeye hazırlandık.

İsveçli sanatçı Johan Weltton Unplugged a new powerful varietyshow'nu bu ara hayranlıkla izledik. Johan yanımıza geldi ve sordu. Türk, deyince sokuldu. Çok beğendiğini söylediği İstanbul'da gösteri yapmış.
Muhteşem standlara bakıyoruz. Apansızın ‘Hakan’ sözcüğü zihnimizi çeldi. İsveçliler bunu ‘Håkan’ diye okur. Böyle bir söz oyunu sandım ve bu sırada standtan bir Bay yaklaştı ve ‘nereden geliyorsunuz,’ diye sordu. ‘İstanbul’ diye yanıt verdim. ‘Aa Türk,’ dedi.

Gözleri parladı ve biraz ötede gitmeye hazırlanan bir Bay’a işaret verdi. Gelen güleç yüzlü Bay kendisini tanıttı; Erol Eren. Böyle iddialı ve kapsamlı bir fuarda bir Türk Firması! Şaşırdık! Yarın söyleşi yapalım, dedim. Yarın yokum, dedi. Karşılıklı iyi dileklerle oradan ayrıldık. Beş, on metre gitmiştik ki, hemen kısa bir söyleşi fikri canlandı kafamda. Geri dönüp önerdim. ‘Aslında bugün de takım elbiseyi çıkardık,’ dedi Erol Bey. 'Sportmensiniz' dedim. Gülüştük!

Değerli İzleyici,

Johan, üstte varietyshow'na koştu, İstanbul'u konuşamadık, yapı sektörü ve Türk söyleşisi ile buradayız.

Uluslararası fuarlarda girişken Türk firmalarını görmek ve tanımak bizleri sevindiriyor. Birkaç hafta önce Kaptan Nazan Hanım'ın bot aşkı ile Stockholm'e geldiğini görmüş, bunu da sevinçle haber yapmıştık.

Uluslararası fuarlarla ilgili, kalitesiyle girişken firmalar için yararlı olacağını düşünerek Export Marketing Director Sayın Eren ile NİS Media adına yaptığımız söyleşiyi ilgiyle izleyeceğinizi umuyoruz.
Sevgi, içtenlik...
Feryal - Tekin SonMezSORU; Sayın Erol Eren, gördüğünüz gibi bu fuarda yenilikler, keşifler sergileniyor, siz böyle zorlu bir rekabete nasıl dayanıyorsunuz?
YANIT; Rekabet konusu, sadece burda değil bir çok ülkede bizi hiç rahatsız etmedi. Biz, hakikaten, gerçek anlamda kaliteyi çok iyi bir fiyata tüketiciye sunuyoruz. Ulaşana kadar gerek bayimiz üzerinde, gerek son kullanıcı noktasında her türlü kontrolünü de yapıyoruz.

SORU; Yeniliklere açıksınız.. ne tür yenilikler sunuyorsunuz?
YANIT; Söz gelimi, mesela 'Silenta' bunlardan birisi. Sessiz borumuzdur. Genel olarak Silenta, normalde atık suda sesi kesmenin yanında, yanmayan, kırılmayan, elli yıl garantisi olan, asitik suların atılmasına da izin veren inovatif bir üründür.

SORU; Bunların laboratuvar çalışmaları Türkiye’de mi yapıldı?

YANIT; Tabii 45 yıllık deneyimden gelen birikimimiz var.. Fabrika Sayın İskender ve Zafer Karadeniz’in babaları tarafından kuruldu ikinci kuşak çocuklar bu işi bu noktalara getirdiler. Bunun dışında teknolojide sınır yok, tabii o deneyimin verdiği bilgi birikimi teknolojiyle birleşince bu tür başarılar da ortaya çıkıyor.

SORU; Laboratuvarlarınızda yabancılar çalışıyor mu? Yoksa Türk kimyagerleri, mühendisleri mi çalışıyorlar, onların Avrupa’da staj yapmalarını sağlıyor musunuz?..
YANIT; Evet tamamen.. Tabii, sürekli olarak eğitimleriyle de ilgiliyiz.
SORU; Eğitimde hangi ülkeyi tercih ediyorsunuz?
YANIT; Almanya, çünkü makinalarımızın çoğunun menşei Almanya.

SORU; Yenilikler açısından Almanya, Avrupa’da partneriniz mi?
YANIT; Hayır, öyle değil! Bizde standart bir şey yoktur tamamiyle mühendislerimizin çizimidir. Mesela Silenta’nın know how’u tamamiyle bize aittir.

SORU; Erol Bey, böyle bir fuara girme zorluklarını anlatır mısınız?
YANIT; Öncelikle şunu söyleyim, standartları açısından en çok keyif aldığım bir ülke İsveç. Evet bu ülke bu standartları istiyorsa bizim kalite anlayışımızla bir kez eşdeğerde. Şu anda şunu gururla söyleyim, Türkiye’nin plastik boru sektöründe ilk İsveç sertifikasına sahip kuruluşu biziz. Artı ilk Avusturya sertifikasına sahip kuruluşu da biziz. 150’den fazla sertifikamız vardır bu aşamada.

SORU; Yabancı ülkeler için Türk firmalarına ne tavsiye ediyorsunuz?
YANIT; Türkiye çok değişti, Türkiye çok iyi yerlere geldi. Evet, artık biz üretmeyi biliyoruz, dünyaya satmayı bilen bir ülkeyiz. Son 5-6 yıl içinde dünyada saygı gören ender ülkelerin arasına girdik.

SORU; Hangi okullardan buraya geldiniz?
YANIT; Ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisansım var. 2009 yılı içerisinde Türkiye’de evimde kaldığım süre 90 gündür. Polonya’da kendi ofisimiz var, ordan geliyorum. Burdan Suudi Arabistan’a ve Dubai’ye geçecek sonra evime döneceğim. Yani bu iş sadece kalpten yapılabilecek bir iş, biz de markamıza, ismimize gerçekten inanıyoruz.

SORU; Ben daha çok ekolojik ve çevreci eğilimler gördüm fuarda, Hakan Plastik bu anlamda ne tür katkı sağlıyor bu çevreci taleplere?
YANIT; Şimdi ekolojik anlamda evet, kullandığımız hammaddelerin bir çoğu doğaya zarar vermeyen... yani ama sonuçta plastikten bunu üretiyorsunuz, maalesef plastik sonuçta doğada çok uzun bir süre içerisinde yok olan bir madde.. ama insan sağlığına kesinlikle ürünlerimizin hiçbirinin bir zararı yok, zaten bunu da İsveç sertifikasından anlayabilirsiniz. Mühendislerimiz şu anda ekolojik olarak gelecekte ne yapabilirizi ya da nasıl daha.. plastiğin doğada nasıl kısa sürede yok edilmesini sağlayabilirizin peşinde.. ama tabii takdir edersiniz çok kolay olmayacak.. Evet, çünkü onu sağladığınız zaman, ürün bir kez dayanıksız bir ürün haline gelecek.

SORU; Ürünleriniz Türkiye’de tek midir, rakipleriniz yok mu?
YANIT; Evet sessiz boru üreticileri var, ama mineral takviyeli, üç katlı bir sessiz boru maalesef yok, dünyada zaten az sayıda firma üretebiliyor. Onun dışında Türkiye’de mesela bizim alt yapı borularımız var, onu başka bir hammaddeden polipropilenden üretiriz. Türkiye’de onu bir tek biz o hammaddeyi kullanarak üretiyoruz.

SORU; Gençlere mesajınız var mı?
YANIT; Kalite bence en doğru hedef, onu tutturdunuz mu insanlar gelip sizi buluyor. Bu arada ben sizi burdaki bayimle tanıştırmak istiyorum. Kendileri Karlstad’da bizim bayimiz, yaklaşık iki yıldan beri onlarla beraber burda bu piyasada varolmak için gereken şartları, çalışmaları tamamladık. Bugün şu fuardan onlar da büyük keyif aldılar, Hakan Plastik’e gelen ilgi ve Hakan Plastik’in dünyadaki yerini bugün anladıkları için çok doğru bir firmayla yola çıktıklarından dolayı keyifliler. Onların da görüşlerini alabilirsiniz.
SORU; Sayın Andersson, Bu fuar hakkındaki izlenimleriniz nasıl, hoşnut kaldınız mı?
YANIT; İzlenimlerim.. İskandinavya için burada İsveç'te başlamak güzel ve kontak sağlamak bağlantı kurmak çok iyi oldu.. çok çok iyi...

SORU; Gelecek konusunda iyimser misiniz?
YANIT; Elbette! Benim için çok heyecan verici.
SORU; Buraya gelmek.. sert bir yarıştı galiba?
YANIT; Burasını fazla bilmiyorduk, gelecek yıl için iyi bir start yaptık. Evet çok çok iyi...

NİS Media, 25 Mart 2010, Stockholm

25 Mart 2010 Perşembe

Stockholm Vildmarkmässan, Flugfiskemässan, Natur Craft! Upplev din utbildning! Macera, merak ve heyecan sandığından daha yakın; On beşinci yazı

Alfred Nobel’i ortaya çıkarak ülke olmak kolay mı! Stockholm fuarlarında ilgimi çeken en önemli konu, her fuarda ve her konuda yeniliklerin bulunması... Heyecan!

Diyeceksiniz ki, ya evdeki çocuklar ya bedensel hareket zorluğu gibi bir neden var! İlk fotoğrafta üç tekerlekli arabadaki çocuğu ile koşan bir baba var. İyi mi!

Onun koşullarına uyan bir teknoloji de uygulayım da hemen orada. Anne ya da baba olsun, onun koşullarına uygun yenilik bir merakla uyanır ve hem de heyecan uyandırır! Kitlesel bir merak ve heyecan...

Fiziksel devinim eksikliğinin toplumda insan merak ve heyecanını kesmediğini, kösteklemediğini altaki görsellik veriyor.

Evet heyecan! Bu yetmiyorsa sonu heyecanla sizi alıp sürükleyen ve doruğa varan bir merak olsun yeter! Rutin tekdüzelikten kurtulmak, monotonlaşan yinelemelerin yerine heyecan verici, merak uyandırıcı bir yeninin yaşanması demektir. Var mısınız?

Değerli İzleyici,

Yenilikler, tümüyle keşifler demektir! Salt dünyayı değil, kendinizi de keşfedeceksiniz.

İşte yanda çocuğu ile dağlara çıkmaya hazırlanan bir babayı görüyorsunuz.

İsveç, doğal olarak Danimarka, Norveç ve İzlanda dediğimiz Kuzey, şöyle ki İskandinavya bir toplam olarak karşınıza çıksın isterseniz, bakın şöyle!

Örnek deniz hobisi olsun, macera eğilimi olsun, çevrecilik olsun, inşaat konusu olsun, su sporları olsun hemen orada yeni bir keşifle karşınıza çıkarlar.

Orada, o bizim yabancısı olduğumuz keşifler ve icatlar kulvarında, İsveçlilerin komşularına fark atarak yine önde koştuklarını göreceksiniz. Bu anlamda oluşan toplumsal dinamikler, öznel açıdan motivasyon güdüleme motoru, örnek model olma durumu da sanırım Alfred Nobel ile hayata geçiyor. Nasıl! Şaşırdınız mı?

Nobel gibi keşif peşinde koşmak sonu bilinmeyen serüvenli yollara çıkmaya benzer! Baş açık, ayakta çarıklar Hindistan steplerinde, Hindistan Himayalarında ya da bu ülkenin okyanus kıyılarında yollara düşmek ne ise, keşif peşinde ömür bitirmek de buna benzer.


İşte bu özellikleriyle köken olarak Vikingler çağının deniz insanları olarak tarihte yer yaptılar. Bin yıl önce Kuzey Amerika’yı keşfettiler. O günkü denizcilik koşulları ile bu tutum delice bir macera değil de nedir? Burada bir ek daha yapalım, deniz insanı demek macera insanı demektir biraz da değil çokca. Deniz salt iyi dümen tutmak değildir.

Buharlı kazanların icadı öncesi yelkenlilerle ya da küreklerle deniz serüvencisi olarak Atlantiği aşan Vikinglerin torunları bugün ne durumdadır?

Bunun yanıtını, ‘Full Fart på Botmässan’ size verecektir. Tüm heyecan verici objeler var bu fuarda. Yaban doğa için de bu böyledir. Durun ivecen davranıp balık avı deyip de geçmeyin hemen!

Bunu bir macera heyecanı ile motorize eden 'Kuzey Halkı' doğadaki eğlence ile yaşamı, heyecan ile yaratıcılığı, keşifle geleceğin tasarımını bir arada sürdürmektedir. Altta balık avı yarışına bakın!
Bu nedenle afişlerde; 'äventyret är närmare än du tror’ şöyle ki, macera sandığından daha yakın,’diyebilmektedir.

Kuzey sakinleri için ‘serin davranışlı, mesafe koyan insanlar’ diyenler, bu insanları keşif ile geleceğin tasarımı sırasında görmeliler!
Bu fuarın bir özelliği de her yanda birkaç denizcilik, yaban doğa, balık avı gibi hobi okulları, boş zamanları değerlendiren etkinlik heyecanı var. Bakın yandaki okulda bir uygulama göreceksiniz. Sekiz on yaşında kız çocukları yaban doğa serüveni için burada düz duvara tırmanıyorlar.

‘Stockholm’de ben gazeteciyim,’ diyenler de dahil, Türkiye kökenli 'entel' insanları ben bu satırların yazarı olarak bu fuarlarda göremiyorum. İşin ilginç yanı, onların çocuklarını da aramayın, bu merak kulvarında hiç yoklar.

Neden? Şundan! Kuzey insanları ile doku farkı var! Bu doku farkı, yukarıda sıraladığım nedenlere dayanıyor.

Bu bir yaşam gustosu, yaşamı algılama farkıdır. Salt güncel olaylarda değil, günübirlik beklentilerde ve anlık kurgularda değil, tüm insan ömrünü kucaklayan, tüm doğumdan ölüme dek süregiden kulvarda uzlaşmaz farklar var.

Farklı kulvarda doğan insanların bunu yaşam formu olarak değiştirmesi olanaklı, fakat çok çok kolay değildir. Her iki ayrı toplumun çocuklarına verileri; doğa, çevre, merak, heyecan, yaşam ve ölüm için istenen toplam algı çocuk temelinde farkıdır.

Doğacı ve çevreci olmak toplumsal düzlemde ne ise vahşi doğa için duvara tırmanan çocuk için algı da o olacaktır, başka bir şey değil. Simetrik bir algı budur. Doğadaki eğlence ile yaşamı, heyecan ile yaratıcılığı, keşif ile geleceğin tasarımını Türkiye kökenlilerde siz hangi açıdan görürsünüz?

Bunu analitik açıdan çözünüz kan uyuşmazlığını da göreceksiniz. Bundan önce ne mi yapacaksınız?

Şöyle ki ilkin Stockholm Vildmarkmässan’a gidin ve farkı görün.

Kuzey’de yaşıyorsanız, bu toplumda zevk ve heyecan uyuşmazlığı çekiyorsanız, merak diye bir tasanız ya da tad alma refleksiniz yoksa, 'neden ben böyleyim, neden meraklı değilim' diye düşünmeye başlayın. Belki de hala daha geç kalmış sayılmazsınız!
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 25 Mart 2010

23 Mart 2010 Salı

Stockholmmässan Miljöteknik-fron forskning till Energibibliotekets största, kilimat och miljöfrends, Energiying 2010; On dördüncü yazı

Çevrecilik tekniğinin araştırmasından başlayalım. çağın en büyük ütopyasını oluşturan iklim değişikliğine gelelim. Ne olacak? Çevre dostlarıyla bir iki dakika için nerji kütüphanesine girelim! Stockholm Enerji Fuarı 2010, evet!

Yaşadığımız çağın en güçlü büyücülük evresine tanık oluyoruz. Neler oluyor? Daha ne olsun! Dünyanın enerji kaynakları üzerinde dönüyor tüm kaos; fırtına, dövüş, pazar rekabeti, gelecek üzerine rüyalar... Nasıl mı?Değerli İzleyici,

Sürücüsü olmayan bize göre dev, kozmik boyutlara göre nokta diye adlandırılan mavi bir otobüsteyiz, baş aşaşı mı, yoksa yokuş yukarı mı bilinmeyen bir güzergahta salıncak gibi sey(i)rediyoruz. Ütopik mavi rüyalar biraz da bundan. Kaygı, korku, dövüş biraz da bundan. Dünyanın enerji kaynakları üzerinde dönen paylaşım hesapları biraz da bundan. Hiç kimse yarın için güven duymuyor.

Bakın bir şey daha var! Daha fazla konuşma! İş yap! İşte bir afiş hemen orada!

Ne anlamda, ne tür bir güvenle? Ne tür güvensizlik?

Mavi gezegenin geleceği üzerinde tasarlanan sonu gelmez hayal tasarımlarının yarattığı güvensizlik. Nereye baksak, (Türkçe atasözü ile) kimse ayranım ekşi, demiyor!

Bakın! Herkes, tüm bu konuya bağlanmış olan guruplar, finas timleri, ulusal ya da global dev projeler tümü de en doğal, en insan, geleceği en az kirletecek enerji tasarımlarından söz ediyor ve bu taslakların üzerinde yeni bir dünya tasarımı peşinde koşturuyor insanları.

Bunlara, bilim-teknik pertavsızı ile baktığımızda neler göreceğiz? Yağmur ormanları üzerine yapılan saklı-gizli hesaplar kapalı kapılarda tasarlanırken, mavi gezegenin enerji kaynakları tükenirken, hangi verilere kanacağız?

İşte böyle teknik buluşlarla sahneye gelen bir Stockholm Fuarı daha geride kaldı.

Buradan sizlere seslenirken, bu konuda ne tür umutlarla gelecek vaat eden teknik buluşların simgelerini size verebilirim diye kendimi de yokluyorum.

Yalın sözlerle izlenimlerime başvuracağım. Yorum yok!

Şöyle oldu! Nneredeyse altı hafta süren deniz ötesi bir araştırma projesinden döndük ve ayağımızın karı ile soluğu Stockholm Fuarlarında aldık. Arka arkaya geldiler.

İlkin Bot Fuarı ve hemen o sürerken Yaban Doğa Turizmi sergilerine daldık.

Henüz soluk almamaıştık ki bu kez Stockholm Enerji Fuarı zihnimizde dalgalar bıraktı.
Şimdi bu fuardan bazı simgesel görselliklerle, sizlere sunular yapacağız. Sonra başa döneriz ilk fırsatta.
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 23 Mart 2010

16 Mart 2010 Salı

Alt för sjön fyller 75 år. Nordens största båtmässan och “Den enda kvinnliga kaptanen i Turkiet, Türkiye'den biricik kadın kaptan”; On üçüncü yazı

'Yetmiş beşincisi yapılan Kuzey'in en büyük bot fuarında Türkiye'den biricik kadın kaptan,' başlık. Doğru okudunuz!

Duyurunun devamı şöyle; "Mycket exklusiv klassisk trä gulet. Besök oss på Turkiska stand, C06:11. Speciel erbjudande, 20% rabat för mässan." Evet!

İskandinavya en büyük Bot Fuarı Türkleri de geçen hafta kucakladı. Türkiye’den, büyük stand. Bu alanda meslek sahibi bazı firmalar, özel acenta ve THY gibi ulusal kurumlar bu renkli fuarda yerlerini aldılar.

İzlenimler sunacağız. Bu fuarın genel bölümleri üzerine birkaç gün sürecek çalışmamız bir 'focus' forumu olacak. İlk birkaç gün deniz aşırı bir ülkede idik ve açılışa yetişemedik.

Kuzey'in bu çok popüler fuarının yarısında Stockholm'e döndük ve 5 - 14 Mart günlerini kapsayan bu alengirli fuarın yarısına yetiştik. Üç gün üst üste taradık her köşeyi. Yaban doğa, dağcılık, macera turizmi düzeyini, vardığı boyutları gördük. Türkler bu sahnede yoktular.

Yaban doğa turizmi ile Argeus/Aydın Ayhan Güney'i, atılım yapan Nebil Tahincioğlu'nu, kısaca Kapadokya'yı gözlerimiz ve gönlümüz aradı.

Son günden bir önce, en kalabalık cumartesi ikindi vakti yine oradaydık. Hemen alttaki fotoğrafta görüleceği gibi haber olabilir düşüncesi ile Türklerin bulunduğu ve THY’nin de yer aldığı boş köşeye kameramızı ve mikrofonumuzu yönelttik.Değerli İzleyici,

Bu fuarın en kalabalık, omuz omuza yüründüğü aralardan geçerek, beklentilerin ertelendiği Türk stantına gittik, düş kırıklığı ile yurda dönme hazırlığı yapan dört kuruluş yönetimi ile görüştük.

THY’nin artan Stockholm sefer sayısı ve yeni fiyatlar konusu bunlardan birisi oldu. Deniz Ticaret Odası Antalya Şube Müdürü Cüneyt Koşu (sağda) konusunda bilgi verdi.








Göcek üçlüsü, Bayan Vilma ortada ve Hasan, Aziz Şimşek Beyler (sol üst fotoğraf) 'Budget Sailing Karayel Yachting Ltd.,' için bilgi verdiler.

Rastlantıyla karşılaştık. Standın dışında ürkek durduk. Güler yüzle yaklaştı. Cıvıl cıvıl konuşkan, renkli yaşam öyküsünü anlattı. Hukuk okumuş, rüyasında bir yelkenli çekmiş onu. Kaptanlık lisansı almış. Avukatlığı bırakmış. Üzerinde fiyatların bulunduğu el duyurusuna göre, (üst başlık) 'enda kvinnliga kaptanen i Turkiet, Türkiye'de biricik kadın kaptan.' Bize göre cesur, girişimci, Nazan Hanım.

'Kurt gazeteciler' gibi apansızın 'ilginç haber' sezgisi geldi. Sorduk! 'Olur,' dedi! Kayıt başladı. Yanılmadık! Bilinmeyenler! NİS Media adına olan izlenimlere dayalı söyleşiyi, yorum yapmadan özetle sunuyoruz.
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 16 Mart 2010

SORU; Sayın Nazan Çorta fuar üzerine izlenimleriniz var. Dinlemek isteriz. Sonuç sizi mutlu etti mi?

YANIT; Kendi açımdan söyleyim, bunlar daha ziyade küçük tekne, sail boat, küçük yelkenliye alışıklar. Bir kere benim teknem Gulet. Bu tarz onlara çok yabancı, onlar hep böyle üç beş kişi, küçük teknelerle seyir yapmaya alışmışlar, bir kere bunu (Gulet) tanımıyorlar.

SORU; Siz farklı zevkle deniz gezisi sunuyorsunuz. “Bu tarz onlara çok yabancı,” dediniz. Bunun dışında neler söylersiniz?
YANIT; Ben ilk defa İsveç’e geliyorum. Birçok ülke halkını tanıyorum. Fakat bunlar çok çekingen insanlar.. en basitinden bir nazar boncuğu vermek istiyorsunuz, sanki birşey istiyormuşsunuz gibi bir korku, yani kimse sokulmuyor, kimse... hepimizin o dikkatini çekti. Çok tedirginler. Ben yeni tanıyorum bunları. Danimarkalıları biliyorum kızım orda yaşadığı için, böyle değiller. Bir de bunlar.. nasıl deyim, hala bir sosyalist düşünceyle mi burası.. hala o kafadalar mı acaba veya gelir düzeyleri nasıl onu da bilemiyorum. Ben 25 gün önce Düsseldorf Fuarındaydım, ondan önce Genova’daydım. Ama bizim için herhalde, kendi açımdan söylüyorum, en verimsiz fuar buydu.

SORU;Deniz insanı toplumu İsveç! ‘Düsseldorf Fuarı.. Genova.. en verimsiz fuar buydu,’ dediniz. Bu fuar izlenimlerimize göre, anlatınız çok ilginç! Türkiye için farklı bir refleks mi var, ne dersiniz?
YANIT; Evet, yani, bir de tabii bir yanlış düzenleme olmuş burda. Türkiye olduğumuzu anlatamadık, gösteremedik insanlara. Mesela bu resmi; ‘Hırvatistan mı, Yunanistan mı’ diye soruyorlar. Yani bir eksiklik var, tanıtımda da bir atlayan taraf var. Evet, bir tane şuraya ‘Türkiye yazmışlar, hiç kimse de görüş hizasında olmadığı zaman, insan psikolojisi, tavanlarda birşey aramıyor. Dolayısı ile bir şeye tanık olduk dokuz gündür, her gelen bize, “Siz Yunanlı mısınız, burası Hırvatistan mı, Yunanistan mı,’ hep aynı şeyi soruyorlar.

SORU; Nerden çıkarıyorlar onu? Nedir yanlış olan Nazan Hanım?
YANIT;Bodrum'da çekilmiş şu resim, (arka plandaki tekneler grubu) bu tarz tekne Yunanistan’da var, biz charter yapıyoruz, charter son senelerde Hırvatistan’da çok moda oldu. Bu ikisiyle bağdaştırıyorlar, bir şey daha öğrendik, bunların çoğu Hırvatistan'a yelken yapmaya gitmiş, mesela Yunanistan’a gitmişler. Tekneleri Yunanistan’da duranlar var. Ben burda dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştım, niye Yunanistan’da tutuyorsunuz, euro vererek teknelerinizi, Türkiye’ye getirin marinalara diye. Türkiye’de çok güzel marinalar var.

SORU; Nazan Hanım, dokuz günlük Stockholm izlenimlerinize göre, gelecek fuarlar için Türkiye açısından tavsiyeleriniz olabilir mi?
YANIT; Benim teşhisim şu oldu, İsveç halkı Alanya ve Antalya’yı tanıyor, bunlara orası tanıtılmış, otellere gitmişler. Bunlar Türkiye’de çoğunlukla otel turizmini tanıyorlar. Türkiye’nin Ege sahillerinde de çok güzel tatil yapılacak yerlerin olduğunu anlatmak lazım.

SORU;Farklı bir şey! Sanırım, denizci turizmi bu! Örnek verir misiniz?

YANIT; Evet! Evet! Bizim gulet charterlarımız, efendim küçük yelkenli botlarımız var bence bunların üstünde durulmalı. Bir şey tanıtmak istiyorsak, Türkiye’de deniz turizmini tanıtalım, otelleri değil, otellere talep her yerden var. Çok iyi bilgi verilmesi lazım. Tanıtım eksikliği var. Türkiye’yle ilgili yazıların çıkması lazım. Türkiye’de yelkenciliğin yapıldığını, Türkiye’de marinaların çok güzel olduğunu, fiyatların Avrupa Birliği üyesi olmadığımız için euro bazından daha ucuz olduğunu anlatmak lazım, bunlar hep bizim için birer avantaj tabii.
NİS Media, 13 Mart 2010, Stockholm